
FOÇAGÜNDEM - Yağmur yağdığında herkes sevinir.
Ama çok az insan sorar: Bu su nereye gidiyor? Toprak suyu tutamıyorsa, şehir suyu saklayamıyorsa, akıl suyu planlayamıyorsa orada bereket yoktur, sadece geçici rahatlama vardır.
Yağmur, gökten düşen bir mucize değil; zamanında değerlendirilmezse sessizce kaybolan bir imkândır.
İnsan, en büyük hatasını burada yapar: Bugünü yaşarken yarını harcar. Oysa su, sadece içilen bir şey değildir. Su, bir toplumun ileriyi görme kapasitesidir. Bir damla suyun boşa akması, yalnızca teknik bir kayıp değildir. Bu, düşüncenin yere düşmesidir.
Foça gibi rüzgârı sert, yazı susuz, kışı bereketli bir yerde su, lüks değil hayatın omurgasıdır.
Yağmur yağarken yapılan ihmal, güneş kavururken çekilen çilenin hazırlığıdır. Bir toplum, yağmur yağmadığında değil yağmur yağarken sınanır. Çünkü gerçek akıl, kriz anında değil kriz yokken devreye girer. Suyun biriktirilmemesi, imkânsızlıktan değil öncelik eksikliğindendir.
Beton düşünürken toprağı unutmanın bedeli susuzlukla ödenir.
Bir yerleşim, doğayla savaşarak değil onunla anlaşarak ayakta kalır.
Yağmurun hızla denize kaçması, doğanın suçu değildir. Bu, insanın yön verememesidir. Biriktirilmeyen her damla, gelecekten çalınmış zamandır. Çünkü su sadece bugünü kurtarmaz, yarını mümkün kılar.
Bir çocuk, yaz ortasında musluğu açtığında su geliyorsa orada görünmeyen bir akıl çalışmıştır. Ama musluk kuruduğunda hiçbir mazeret su üretmez.
Bir toplumun olgunluğu, kışın ne kadar yağmur aldığıyla değil yazın ne kadar hazırlıklı olduğuyla ölçülür.
Bereket, yağmurun miktarı değil onu akılla tutabilme becerisidir.
Doğa görevini yapıyor.
Bulut geliyor.
Yağmur yağıyor.
Şimdi sıra insanda.
Yağmuru izlemek kolaydır. Ama onu yarına taşımak akıl ister, sorumluluk ister, kendinden vazgeçip bütünü düşünmeyi ister.
Ve şurası nettir: Bolluğu yönetemeyen toplum, kıtlıktan şikâyet etme hakkını kaybeder.
SERKAN TİYANŞAN I 11.02.2026